Yer: istanbul,  mekan: Türkiyenin en hareketli yeri bagdat caddesi, saat: 10:30
23 yaşında 1 çocuk annesi bir bayan otobüs duragında otobüs beklerken  içinde 3 erkegin bulundugu bir otomobil durursa ve "ne yapıyorsun" diye sorarsa sakın a "sanane" diye cevap vermeyin. o otomobil bir polis otosu içindekilerde birer sivil polis ola bilir. Sizde verdiginiz cevapla hem polisin görevini yapmasına engel olur hemde görev başındaki memura hakaret suçu işlemiş olursunuz. Polise Mukavemet: Bunun cezasıda 6ay boyunca evinden barkından çocugundan sevdiklerinden uzak acı dolu dört duvarda arasında geçirmek olarak karşınıza çıka bilir... Evet ben bunları yaşadım. ALLAH KİMSEYİ DÜŞÜRMESİN


Cezaevinde bayram

 
Cezaevinde bayram Tuğba Özay,20 Aralık'ta ekrana gelecek "Nası yani" programının çekimleri sırasında gözyaşlarına boğuldu.

Tuğba Özay'ın fotoğrafları için tıklayın...

Video - Beyaz Paşakapısı'nda...

CNNTürk'te ekrana gelen, Beyazıt Öztürk ve Güven Kıraç'ın sunduğu "Nası Yani" programının 20 Aralık'ta ekrana gelecek bölümüne, halen Paşakapı Cezaevi'nde yatan Tuğba Özay ve altı mahkum katıldı. Çekimler sırasında Özay, gözyaşlarına hakim olamadı. 

Beyazıt Öztürk ve Güven Kıraç’ın birlikte sundukları CNN TÜRK’te yayınlanan "Nası Yani" programı, Kurban Bayramı’nın birinci günü için özel bir yayına /_newsimages/4632941.jpgimza attı. Stüdyosunu kadın cezaevi Paşakapısı’na taşıyan "Nası Yani" programı burada bulunan mahkumlarla özel söyleşiler gerçekleştirdi.

450’yi aşkın kadın hükümlünün bulunduğu cezaevinde çekimlerin yapıldığı salon küçük olduğu için sadece 40 mahkum stüdyo konuğu olabildi. Programa, Psikolog Dr. Yücel Sezer, infaz koruma memuru: Pakize Doğan ve mahkumlar; ünlü manken Tuğba Özay, Hatice Güvercin, Oya Baturoğlu, Emine Tiryaki, Şule Özbakan ve Gülşen Ay konuk oldu. Çekim yapmaya dışarıdan bir ekibin geldiğini görünce gözyaşlarına hakim olamayan Tuğba Özay, program sırasında yaptığı açıklamalarla duygu dolu anlar yaşattı.

CEZAEVİNE GİRMEDEN BİR GÜN ÖNCE İMZA DAĞITIYORDUM

Cezaevinde ikinci bayramını geçirdiğini belirten Özay, "Buraya girmeden bir gün önce bir festivaldeydim. Birçok meslektaşım, bu camianın içerisinden birçok arkadaşımla beraberdim, sevenlerim de yanımdaydı. Hayranlarıma fotoğraf veriyordum, imza dağıtıyordum ama bir gün sonrasında hiçbir şekilde hayal edemeyeceğim bir hayatın içine girdim. Bu bir günde değil, bir saatte, bir dakikada da olabilir. Hayat işte böyle bir şey. Haksızlıkların içerisine sürüklenebilirsiniz ama bunun zaman içerisinde doğruluğa geçiş olacağını inanıyorum" dedi. /_newsimages/4635098.jpg

Okuduğu şiirde arkadaşlarını gözyaşına boğan Özay sözlerine şöyle devam etti: "Bir gün bir tahliye yaşanıyor, herkes mutluluğa boğuluyor... Sanki bayram sevinci yaşanıyor o anda. Sanki giderek özgürlüğünüze yaklaştığınızı hissediyorsunuz. Buraya mektup gelince de apayrı bir mutluluk yaşanıyor."

Programda Özay’ın dışında biri görme özürlü iki kader mahkumu da şiir okudu ve şarkı söyledi. Psikolog Dr. Yücel Sezer, cezaevindeki mahkumların yaşadıkları çöküntü psikolojisi hakkında önemli açıklamalarda bulundu. İnfaz koruma memuru Pakize Doğan ise bayramı cezaevinde geçiren mahkumların birbirlerine daha çok kenetlendiklerini belirtti.  

Demir kaşığı unuttum

Cezaevindeki yaşamın yarattığı psikolojik baskının da konuşulduğu programda, bir mahkum içerisiyle dışarının farkını demir kaşık örneğiyle anlattı: "Aylar sonra ilk kez elime demir kaşık verildi. Kaşık çok ağır geldi, ağzıma götürdüğümde dişlerime çarptı. Kaşık kullanmayı bile unuttuğumu anladım o an. Kaşığı bıraktım, plastik kaşık verir misiniz diye rica ettim. Dışarıda özgürlük demirden kaşık olabiliyor bazen. İçeride ise kaşığın tek bir anlamı var; demir parmaklıkların arkasından geçen günler. Hiç bitmeyen özlem."

Burası herkes için bir ders

Tuğba Özay, Paşakapısı Cezaevi’nde bulunan her kadın mahkumun öyküsünün film gibi olduğunu söyledi. Kariyerinin en dramatik çekimlerinden birini gerçekleştirdiğini belirten Beyazıt Öztürk ise "Burası herkes için bir ders... Bu hayat öyle ya da böyle bizim için. Bize biçilen hayatı yaşamak zorundayız. Yapacak başka bir şey yok" dedi. 

CEZAEVLERİYLE İLGİLİ YASA TASARISI

TÜRKİYE: CEZAEVLERİYLE İLGİLİ YASA TASARISININ DAHA KAPSAMLI TARTIŞILMASI GEREKİYOR

İnsan Hakları İzleme Komitesi, Adalet Bakanlığı’nın F tipi kapalı cezaevlerinde bir tecrit rejimi uygulama planlarından vazgeçmiş görünmesini memnuniyetle karşılamaktadır. Ancak Komite, ay basinda açiklanan yasa tasarisinin üzerinde, tutuklular ve ailelerinin korkularını yatıştırabilmek için, daha çalışılması gerektiğine inanmaktadır. Geçtiğimiz aylarda, Türk yetkililer hapishane sisteminin geleceğiyle ilgili daha kapsamlı bir tartışmayı önlemek hem hukuk hem de siddete şiddete başvurmuşlardır. İnsan hakları kuruluşları üyeleri ve tutuklu yakınları tecrit uygulamasına karşı fikirlerini her dile getirmeye çalıştıklarında dövülmüşler, göz yaşartıcı gazla dagitilmislar, veya gözaltına alınmışlardır. Türk Hükümeti artık yeni tip cezaevlerine karşı görüşlerini kamuoyuna bildirenleri susturmak yerine bu kisilerin görüşleri dikkate almanın yollarını aramalıdır. İnsan Hakları İzleme Komitesi, 23 Ekim 2000 tarihinde Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e yeni yasa tasarısıyla ilgili hem olumlu hem de eleştirel görüşlerini bildirmiştir.

Yeni F-tipi cezaevleri, Terörle Mücadele Yasası’nın 16. maddesinin şart koştuğu tek başına veya küçük grup tecridini uygulamak üzere düzenlenmiştir. Bir pilot proje gibi görünen Kartal Özel Tip Cezaevi’nde (İstanbul) tutuklular şu anda tecrit cezasına tabi tutulmaktadırlar. 1 Ekim’de Adalet Bakanlığı Türkiye’deki cezaevi sisteminin sorunları açısından büyük önem taşıyan iki yasa tasarısı sunmuştur.

Bu yasa tasarılarından ilki, Terörle Mücadele Yasası kapsamında ceza almış hükümlülerin tek başına veya küçük grup tecridinde tutulmaları zorunluluğunu ortadan kaldırmakta ve spor, egitim ve sosyal etkinliklere katılmaları için hücrelerinden çıkma hakkı vermektedir. İkinci yasa tasarısı, Türkiye çapında bağımsız denetleme mekanizmaları kurulmasını öngörmektedir. Bu sistemin amacı "cezaevlerinin ve nezarethanelerin bağımsız denetlenmesini , sorunların çözümlenmesinde halkın katılımını ve bu tür kuruluşların şeffaf yonetimini sağlamaktır."

2000 senesinin başında, ilk F-tipi cezaevleri tamamlanırken, tutuklular, tutuklu aileleri, ve Türkiye’deki insan hakları kuruluşları nakillerin başlamak üzere olduğuna ve bu nakiller sırasında aşırı şiddet kullanılacağına dair artan endişelerini dile getirmişlerdi. Mayıs ayında bir İnsan Hakları İzleme Komitesi delegasyonu Ceza ve Tutukevleri Genel Müdürü ile Adalet Bakanlığı’nda görüşmüştü. Bu görüşmenin sonuçları ay sonunda Türk Cezaevlerinde Küçük Grup Tecridi: Önlenebilir Bir Felaket adlı raporda yayınlanmıştır (bu rapor İnsan Hakları İzleme Komitesi web sitesinde bulunabilir: www.hrw.org/campaigns/turkey/?????). Temmuz ayında Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (İÖK), bu cezaevlerinin ilki olan Ankara yakınlarındaki Sincan F Tipi Cezaevi’ni denetlemek ve koğuş esaslı sistemden hücre esaslı sisteme geçiş sürecini tartışmak için Türkiye’yi ziyaret etmiştir. Bu ziyaretle ilgili rapor henüz yayınlanmamıştır.

Yeni yasa tasarıları, Adalet Bakanlığı’nın iki önemli prensibi kabul ettiğini göstermektedir: Bunlardan birincisi, tecritin insanlık dışı bir uygulama olduğu ve tutukluların sağlığını tehlikeye attığıdır. İkincisi ise, cezaevlerinin yönetim ve denetlenme biçiminin genel olarak Türk toplumunu ilgilendirdiğidir.

Bu yeni yaklaşım memnuniyet verici bir gelişmedir. Ancak, yasa tasarısı yeterince detaylı olmadığından yüzde yüz güven verici değildir. Örneğin, tasarı, tutukluların kaç saat hücrelerinden çıkabileceklerine dair herhangi bir bilgi içermemektedir. Hücre dışında geçecek zamanlar kapsamında henuz içeriği belirlenmemiş "islah programları"ndan bahsedilmektedir. 1980 darbesini takip eden dönemde şiddet uygulanarak askeri marşların dövülerek söyletildiği ve tutukluların saatler boyu egzersiz yapmaya zorlandıgı "islah programları" henüz ortak hafızadan silinmemiştir.

Yeni yasa tasarısı (istisnai durumlar haricinde) bütün tutukluların, günde en az sekiz saat geniş sosyal gruplarla üretici etkinliklere katılımina ta hakkı olduğunu açıkça belirtmelidir. Bu hakkin taninmasi, tamamen tutuklunun herhangi bir "islah programı"na katılımına bagli olmamalıdır. Tasarıda hücre dışında geçirilen faaliyetlerle ilgili kisimda, belki metinde bir yanlislik yüzünden, tutuklu olarak yargılananlardan söz etmemektedir.

F-tipi cezaevleri projesi, tutukluları tecrit etmek amaciyla tasarlanip baslanmistir. Bu yüzdenö cezaevlerinin mimari yapısı, Adalet Bakanlığı’nın yeni yaklasimina tamamen uygun degildir. Cezaevinin idari katında bulunan dinlenme alanlarının, kütüphane ve atelyelerin kapasiteleri çok sinirlidir. Tek veya üç kişilik hücrelerin hemen yanındaki havalandirma dışında bir havalandirma bulunmamaktadır. İnsan Hakları İzleme Komitesi, cezaevlerinin tutukluların hücrelerinden eğitim, egzersiz ve dinlenmek için kolaylıkla çıkabilmelerini sağlayacak şekilde değiştirileceğini ummaktadır.

İnsan Hakları İzleme Komitesi, cezaevi denetleme kurulları ile ilgili yasanın da yeniden sekillendirilmesi gerektiğine inanmaktadır. Daha etkin bir cezaevi denetim mekanizması, tutuklulara kanun çerçevesi dışında bir sekilde tecride tabi tutulmayacaklarına, hücrelerinde kötü muamele görmeyeceklerine ve gerekli tıbbi yardımı alabileceklerine dair güvence saglayabilir. Dünya çapinda görüldüğü üzere, cezaevleri denetim kurullarının devletten tamamen bağımsız çalışmasını sağlamak kolay bir iş değildir. Ancak, yeni yasa tasarısı denetim kurulları üyelerinin Adalet Bakanlığı görevlilerinden oluşan yerel adli yargi adalet komisyonları tarafindan seçilmelerini önermektedir. Cezaevleri denetim kurulları çalışanlarının yerel devlet kuruluşlarından tamamen bağımsız olmamaları, onların yeterince detaylı incelemeler yapmaya veya ödün vermeyen raporlar hazırlamaya yanaşmamalarına yol açabilir. Barolar Birliği veya Tabib Odaları gibi sivil toplum kurumlarin katılımı, denetim kurullarıni daha güçlü ve etkin hale getirebilir. Kurulların, insan haklarından sorumlu devlet bakanı veya TBMM İnsan Hakları Komisyonu gibi merkezi bir otoriteye bağlı olmaları, onların yerel baskılardan bağımsız kalmalarını kolaylaştırabilir. Buna ek olarak, denetim kurullarının raporları sadece idare içi kalmayıp kamuoyuna sunulduğu takdirde, yasa tasarısında bahsi geçen toplumsal hizmet daha etkili bir sekilde icra olunacaktır. Ayrıca, yasa tasarısı, denetim kurulu üye adaylarının "Devlet Memurları Yasası’ndaki koşullara" uymalarını şart koşmaktadır. Bu "koşulların" pratikte nasıl uygulanacağı yasa tasarısında açıkça belirtilmemiştir. Devlet Memurları Yasası, "devlet çıkarlarını kayıtsız şartsız korumak" dahil olmak üzere, birçok koşul ileri sürmektedir. Bunun gibi koşullar, kurullarin etkin denetim amaçlariyla çatışma potansiyeli taşımaktadır.

Bu yasa tasarılarınyn gerekçe kisimlarinda kullanılan insan haklarına saygılı ifadeler, son zamanlarda cezaevlerinde meydana gelen, zaman zaman ölümle sonuçlanan, şiddet olaylarına ve devletin F-tipi cezaevlerine karşı getirilen eleştirileri bastırmaya devam etmesine ters düşmektedir. Eylül 1995’te İzmir’deki Buca Cezaevi’nde üç tutuklu, Ocak 1996’da İstanbul’da Ümraniye Cezaevi’nde dört tutuklu güvenlik güçleri tarafindan dövülerek öldürülmüştür. Eylül 1996’da da Diyarbakır Cezaevi’ne düzenlenen bir baskında on tutuklu, Eylül 1999’da Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevi’nde yine on tutuklu aynı şekilde öldürülmüştür. Bu olayların çoğunda, güvenlik güçleri tutuklulara saldırma sebebi, tutukluların tecrid sistemi uygulandığından korktukları bir cezaevine sevkedilecekleri haberini alınca yoklamaya katılmayı reddetmeleri ve cezaevinin bazi binalarını işgal etmeleri olmuştur.

Ayrıca, Türkiye’de cezaevi sisteminin geleceği ile ilgili geniş ve açık bir tartışma henüz yaşanmamıştır. Geçtiğimiz sene boyunca, Türkiye’deki insan hakları kuruluşları ve tutuklu yakınları ne zaman endişelerini kamuoyuna basın bildirileri ve şiddete dayalı olmayan gösterilerle duyurmaya calıştılarsa, her seferinde zorla, bazen göz yaşartıcı gazla dağıtılmış, dövülmüş, göz altına alınmışlardır. 27 Temmuz’ da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı avukat Eren Keskin, dernek binası önünde F-tipi Cezaevleri ile ilgili bir basın bildirisi okuma girişiminde bulunduğunda polis tarafından yaralanmıştır. 30 Temmuz’da, TAYAD (Tutuklu Aileleri ile Dayanışma Derneği) üyeleri, otobüsle Ankara’ya F-Tipi Cezaevlerini protesto etmeye giderken Sakarya’da polis tarafından araçtan indirilip dövülmüşler ve Sakarya Jandarma Komutanlığı’nda göz altına alınmışlardır. Üyelerden biri, Egemen Kuşçu, İnsan Hakları İzleme Komitesi’ne olay sırasında sağ gözünden yaralandığını, yüzünden, kollarından, bacaklarından ve göğsünden darbe aldığını bildirmiştir. Kuşçu ile yirmi sekiz kişi daha aldıkları yaraları fotoğraflar ve tıbbi raporlarla belgelemiş ve Sultanahmet Adliyesine gördükleri kötü muameleyle ilgili resmi bir şikayet dilekçesi vermişlerdir. Aynı kişiler, Adliye binasından çıkar çıkmaz yine polis tarafından dövülmüş, üzerlerine tazyikli su püskürtülmüş, göz altına alınmış ve yasa dışı gösteri düzenlemekle suçlanmışlardır.

Aynı şekilde, F-tipi cezaevlerinde tecrid uygulamasına karşı imza toplayan şahıslar göz altına alınmışlardır. İnsan Hakları Derneği tarafından düzenlenen imza kampanyası olağanüstü hal valisi tarafından yasaklanmakla kalmamış, derneğin Diyarbakır ve Van şubelerinin aylarca kapatılmasına sebep olmuştur.

Bu grup ve kişiler, Adalet Bakanlığı’nın, bir anda fikir değiştirerek açıkça kabul ettiği sorunlara kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışıyorlardı. Türk Hükümeti artık cezaevi sistemi ile ilgili fikirlerini beyan edenleri susturmaya çalışmak yerine, bu grupları söz konusu yasa tasarılarını geliştirme sürecine dahil etmeye çalışmalıdır. Tasarılar kapsamlı bir şekilde gözden geçirilirken, ülkedeki uzmanlara, insan hakları kuruluşlarına, akademisyenlere, cezaevleri üzerine çalışan uluslarası hükümetsel kuruluşlara ve tutuklu yakınlarına danışılmalıdır. Yasa tasarısında, Terörle Mücadele Yasası kapsamında hüküm giymiş tutuklulara açık görüş hakkını tanıyan madde bir güven ve iyi niyet ortamı yaratmak açısından çok önemli bir adımdır. Bir sonraki adım, Kartal Özel Tip Cezaevi’nde şu anda uygulanmakta olan tecrit uygulamasinin kaldırılması olmalıdır. Böylelikle bu kurum bir tecrit deneme tahtası olmaktan çıkıp, daha insani bir yönetim biçiminin prototipi haline gelecektir.

Türk Hükümeti’nin konuyla ilgili planları uluslararası standartlara uygun olmalıdır. Tutukluların kötü muamele görmeyeceklerine, uzun sureli tecritte tutulmayacaklarına, zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele veya cezalarla karşılaşmayacaklarına dair güvence veren bağımsız denetim mekanizmaları kurulmalıdır. Türk Hükümeti cezaevlerinin geleceği ile ilgili planlarını detaylı bir şekilde açıklamadan hiçbir tutuklu yeni tip cezaevlerine yerleştirilmemelidir.

Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi

Kartal Cezaevi'nin ranzalı koğuşlarında televizyon ve buzdolabı da bulunuyor.

 

Ünlülerin kaldığı cezaevi KARTAL

Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi, kamuoyunca yakından izlenen “çete” ve “banka” soruşturmalarında tutuklanan pek çok ünlü kişiye, “ev sahipliği” yapıyor.

Yakacık’ta bulunan cezaevinin “ünlü sanıklar”ı arasında ilk sırayı, bankacılar alıyor. İstanbul DGM’nin yürüttüğü soruşturma ve açılan davalar kapsamında tutuklanan Etibank’ın eski sahibi Dinç Bilgin, Yurtbank’ın eski sahibi Ali Avni Balkaner ve Sümerbank’ın eski sahibi Hayyam Garipoğlu, bu cezaevinde kalıyor. Etibank soruşturması ve Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen naylon fatura soruşturmasıyla ilgili ABD’den sınırdışı edildikten sonra hakkındaki gıyabi tutuklama kararları vicahiye çevrilen eski bakan, İnterbank’ın eski sahibi Cavit Çağlar da, bu bankacılar arasında katıldı

 

Cezaevine son olarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen Egebank’ın Ankara’da tutuklu olan eski sahibi Yahya Murat Demirel ile Cenajans Grey Reklamcılık Şirketi’nin eski sahibi Nail Keçili’nin de aralarında bulunduğu 9 kişi daha, 31 Mayıs’ta İstanbul DGM’de başlayacak duruşma için nakledildi.
        Tutuklanıp da Kartal Özel Kapalı Tip Cezaevi’nde kalmayan tek banka sahibi ise Bank Ekspres’in eski sahibi Korkmaz Yiğit oldu. İlk kez “Türk Ticaret Bankası’nın resmi ihalesine fesat karıştırmak” suçundan 3 yıl önce tutuklanan ve Kırklareli Cezaevi’ne konulan Yiğit, tahliye olduktan sonra Bank Ekspres’le ilgili yürütülen yeni soruşturma kapsamında da tutuklanınca yine aynı cezaevine gönderildi.
       
2 BELEDİYE BAŞKANI

        Esenyurt Belediyesi’nde imar işlerinde yolsuzluk yapıldığı iddiasına ilişkin İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında tutuklanan Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve 2 kardeşi de Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi’nde kalıyor.
        Gebze Belediyesi’ndeki bazı ihalelerde yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle İstanbul DGM’ce tutuklanan Belediye Başkanı Ahmet Penbegüllü de, bu cezaevinin 2. tutuklu belediye başkanı oldu.
       
DİĞER “ÜNLÜ TUTUKLULAR’

       İtalya’dan Türkiye’ye iade edilen ve taksi gaspı ile Fruko Gazoz Fabrikası deposundan para alınması suçlarından hüküm giyen Mehmet Ali Ağca, Ukrayna’dan Türkiye’ye iade edilen organize suç örgütü elebaşı Ayvaz Korkmaz, Nesim Malki cinayetinin azmettiricisi olduğu öne sürülen “zeytin kralı” Erol Evcil, “Matador Operasyonu” sanığı uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Urfi Çetinkaya, “Banker Bako” lakabıyla tanınan Baki Cengiz Aygün, İstanbul DGM’ce idam cezasına çarptırılan yasadışı İBDA/C örgütünün elebaşı Salih İzzet Erdiş, Ortaköy’de genç bir kızı Şeytan’a kurban etmek için öldürdükleri gerekçesiyle hüküm giyen Ömer Çelik ve Engin Arslan ile 13 kişinin ölümüyle sonuçlanan Mavi Çarşı katliamının sanıkları da bu cezaevinde kalıyor.

Cezaevinde bölümler kameralarla kontrol ediliyor.
        Swissotel’i işgal ederek içerideki müşterileri yaklaşık 12 saat süreyle rehin tutan Muhammed Emin Tokcan ve 12 arkadaşı da, İstanbul DGM’ce tutuklanmalarının ardından Kartal Cezaevi’ne konuldular.
        Akaryakıt kaçakçılığı ve usulsüz kimyevi madde ithaline ilişkin jandarmanın yürüttüğü “Beyaz Benzin Operasyonu”nda adı geçen Kocaeli eski Emniyet Müdürü Erdinç Sarıalp de, İstanbul DGM’ce tutuklanınca Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi’ndeki “ünlüler grubu”na dahil oldu.
       
NAKİL VE TAHLİYE

        Fransa’dan Türkiye’ye şartlı olarak iade edilen organize suç örgütü elebaşı Alaattin Çakıcı ise, bir süre Kartal Cezaevi’nden kaldıktan sonra Kandıra F Tipi Cezaevi’ne nakledildi.
        “Karagümrük çetesi” elebaşı “Nuriş” lakaplı Nuri Ergin ve kardeşi Vedat Ergin de, sık sık gündeme geldikleri Kartal Cezaevi günlerinin ardından Uşak Cezaevi’ne, oradan da Kırklareli Cezaevi’ne gönderildiler. Bulgaristan’dan ülkeye iade edilince Kartal Cezaevi’ne konulan organize suç örgütü elebaşı Kürşat Yılmaz da, daha sonra Eskişehir Cezaevi’ne nakledildi.
       Kamuoyunda “Adnan Hoca” olara bilinen ve “Haksız menfaat sağlamak amacıyla çete oluşturmak” suçundan hakkında İstanbul DGM’de dava açılan Adnan Oktar ve müridi Fırat Develioğlu da, bir süre Kartal Cezaevi’nde kaldıktan sonra tahliye oldu.

« Önceki ::